Thot’un Kitabı

Ramses II’nin yüzden fazla çocuğu vardı ama onun ev sevdiği çocuğu  Ptah’ın başpapaz yaptığı, Prens Setna Khaemwese’ydi. Khaemwese, eski zamanlara, antik çağlara olan ilgisi ve öğrenmesiyle tanınmıştı. Öldükten binlerce yıl sonra Mısırlılar hala onun hikayelerini okuyorlar ve büyülerini yorumluyorlardı.
Thot’un Kitabı’nın saklandığı yeri, Prens Setna Khaemwese keşfetmiştir.

“Thot’un Kitabı” sihirli büyülerin en güçlülerini içerir ve  aynı zamanda çok tehlikelidir. Ama kralın büyücüleri bu niyetlerinden vazgeçmediler.

Bir gün, Memphis’te mahkemedeyken,  Ölüler Şehri’ndeki kral mezarlarından birini açmak için babasından izin almaya gitti. Mahkeme böyle bir istek karşısında şok oldu. Fakat Setna, ünlü Thot’un Kitabı’nın Prens Neferkaptah’ın mezarında gizli olduğunu açıkladı. Firavun, oğlunu bu katı düşüncesinden vazgeçirmeyi denedi ama Prens bildiği yoldan dönmeye niyeti yoktu. Ramses , ölünün kendi kendini koruyabildiğini biliyordu, Setna onlara saygı duymak gerektiğini öğrenmeliydi. Prens, erkek kardeşlerinin en cesuru Anhurerau ile beraber, Ölü Şehri için işçilerden oluşan bir ekip aldılar. Neferkaptah’ın antik mezarına ulaştıklarında işçi, mezar girişine esen kumları kürekle temizledi.Kademeli ahşap kapı, meydana çıktı. Setna, kapıdaki mühürleri ve düzeni kırdı. Biraz esintiden sonra, çürük odun zamanla ufalandı ve mezar açığa çıktı. Mezara taze havanın sızması için on dakika bekleyen Setna ve Anhurerau, sonra bir meşale yaktılar. İşçilerden hiç biri siyah giriş kapısından giremezlerdi. Bu yüzden iki erkek kardeş yalnız başlarına gittiler. Anhurerau meşaleyi tuttu, Setna onun önünde adım attı.Dar geçitte temkinli bir şekilde aşağıya doğru ilerlemeye başladılar. Prens Neferkaptah’ın cenaze töreni sahneleri, gölgeli salon boyunca süslenmişti. Mezarın içine doğru gittiklerinde; mezar derinleşiyor, ısınıyor ve bayat hava boğuyordu. Anhurerau’nun ışığı girdikleri koyu karanlığı zorlukla gösteriyordu. Çevrelerinde hışırtılar ve garip sesler vardı. ‘Onlar sadece yarasalardı.’ Setna, erkek kardeşinin güvenin tazelemişti ama sesi mezar boyunca yankılanmıştı. Yarasalar onların üzerine aniden çıkmışlardı. Ankhurareu, daldığında kanat vızıltılarından dolayı meşalesini çıkardı ve üzerine atılıp avladı.

Setna dondu. Eğer yolu hatırlayabilseydi, geriye döneceklerdi. İşçilerden hiçbiri mezara giremezlerdi.
Ankhurerau aniden erkek kardeşinin kolunu tuttu:” Bak! Önlerinde hafif bir parıltı var.” Erkek kardeşler ona doğru hareket ettiğinde,  ışık daha da parlamaya başladı. Setna ve Ankhurerau, geçitte köşe yuvarlağa kadar süründüler. Defin odasına uzun uzun bakarak kendi kendilerine buldular. Oda; zengin döşemeler, siyah tahtlar ve su mermeri ile doluydu. Tahtlar; leopar derileri, fildişi mücevher kutuları ile kaplıydı.Altın kanepede, Neferkaptah’ın mumyası yatmaktaydı. Kokulu bir çarşafla sarılmış, yüzü ise pırıltılı bir maskeyle kaplanmıştı. Küçük bir erkek çocuk ile, beyaz nilüfer çiçeği gibi güzel ve solgun bir kadın kanepenin yanında oturmaktaydı. Işık, onların önündeki masanın üzerindeki papirüsün tomarından aktı. Setna , Thot’u Kitabı’na baktığını anlıyordu. Ankhurerau, titreyerek ayakta durdu. Setna, bayanı selamlayarak defin odasının içine cesaretle adımlarını atmaya başladı.

Selamlamak için elini kaldırdı, ama ses alçak ve tatlıydı.
‘Setna Khaemwese, Ölünün bundan sonraki istirahatını neden rahatsız ediyosun?’
‘Eğer Thot’un Kitabı’nı bana verirsen..’ dedi Setna.
‘Barışı yapıp ayrılacağım.’
Hoş ka, başını salladı. ‘Setna eğer Thot’un Kitabı’nı çalarsanız, felaketten başka bir şey getirmeyecektir.’
Bana inanmadığınız yüzünüzden bellidir. Hikayemizi size anlatacağım, sonra tehlikeyi anlayacaksınız:
‘Adım Ahwere. Gururla dedi ki: ’Yukarı ve Aşağı Mısır Kralı’nın kızıyım.’
‘Ben dünyadaki her şeyden daha çok erkek kardeşim Neferkaptah’ı sevdim ve o da beni sevdi. Bizi evlendirmesi için kral babamıza rica ettim ve o da bunu kabul etti. Düğünümüzde çok şahane bir ziyafet verdik ve beraberce çok mutlu şekilde yaşadık. Kısa bir zaman sonra oğlumuz oldu. Onun adını Mrib koyduk.’

Ahwere, elini aşağıya doğru uzattı ve küçük bir çocuğa dokundu. Bir rüyadan onun şimdi uyandığını onaylıyordu. Kocam Setna’yı istiyor. O, eski zamandan kalma tomarları okumak,  tapınak kütüphanelerini ziyaret etmek, Ölü Şehri’ni dolaşmayı severdi. Becerili bir sihirbazdı ama daha büyük büyüleri yapmak için uğraşırdı. Bir gün kocam Ptah’ın tapınağındaki bir festivale katıldı. Alayın gerisinde yürüdüğünde, tanrıların türbelerinde yazılan büyüleri okurdu. Aniden Neferkaptah, birisinin ona güldüğünü duydu. Sütunun gölgesinde, yaşlı bir papaz ayakta durur ve yüzündeki buruşukluklar iki katına çıkmıştır.

‘Niçin bana gülüyorsunuz?’ kocam kızıyor.
‘Değersiz büyüler okuduğunuz için gülüyorum.’ Diye cevap verdi papaz.
‘Thot tarafından yazılan büyülü kitabı bulursanız, size şunu söyleyebilirim.’
‘O kitapta iki büyü vardır. Eğer ilk büyüyü yüksek sesle okursanız, gökyüzünün üstündeki ve altındaki, dağlardan denizlere yeryüzünü büyüleyeceksiniz.’
Sen her canavarı ve kuşu anlamaya muktedir olacaksın. Balıkları derinlerden çağıracaksın.
Eğer ikinci büyüyü okursanız, yeniden kendi formunuzu alacaksınız; Ölü Adası’nda olsanız bile, güneş parıltısı, ayın yükselişi ve tanrıları göreceksiniz.
Kocam papazı pohpohladı.
“Thot’un Kitabı’nı nasıl bulmam gerektiğini bana söyle.”
Kocaman gözleri hırsla parıldadı. ‘Cenaze törenimi ödemem için bana 100 gümüş taş ver. Ka’ma hizmet eden iki papaz geldiğinde.’

Neferkaptah gümüş gönderdi ve papaz gümüşleri sayarken aynı zamanda kocama bir şeyler fısıldadı. ‘Thot’un Kitabı; Coptos’un yakınlarındaki nehrin dibindeki demir kutunun içinde gizlidir.’Demir kutunun içinde bir bronz kutu, bronz kutunun içinde bir firavuninciri kutusu vardır. Firavuninciri kutusunun içinde bir abanoz kutu, abanoz kutunun içinde fildişi kutu vardır. Fildişi kutunun içinde bir gümüş kutu, bir altın kutu ve içinde Thot’un Kitabı vardır. Yılanlar ve akrepler bütün kutuları koruyorlardı. ‘Neferkaptah’ın heyecandan başı döndü. Saraya dönünce bana her şeyi anlat. ‘Derhal Coptos’a gideceğim ve Thot’un Kitabı’nı getireceğim. O zaman korktum ve yaşlı papaza beddua ettim.’ Tanrılar gizlice size vururlar. Coptos’un bize kederden hariç bir şey getirmeyeceğine inanıyorum. Güney denizde yol almak için Neferkaptah’tan izin istedim. Thot’un Kitabı’ndan başka bir şey düşünmediğimden ve beni dinlemedi.

Ahwere iç çekti. Kral görkemli gemiyi bize verdi. Neferkaptah, güney ve Mrib denizde yol aldı. Ben de onunla gittim. Coptos’a ulaştığımızda  Isis Tapınağının papazları ve eşleri, bizi karşılamak için acele ettiler. 4 gün onların sevgisiyle geçirdik.

Beşinci gün kocam, saf balmumu gönderdi ve tüm mürettebatla birlikte bir kayık modeli oluşturdular.
Nehirde, balmumu kayığını suya indirdi ve kumlarla kral gemisini yükledi. Kocam nehrin kenarında oturdu ve oraya yerleşti. Neferkaptah balmumu kayığın tayfalarını çağırdı:” Kürekçiler kürek çekin, gizli Thot’un Kitabı’nın olduğu yere doğru.”

Üç gün, üç gece tayfalar kürek çekerek kral gemisini takip ettiler. Dördüncü gün,  balmumu kayık durdu ve kocam onların sağ tarafta olduklarını bildi. Kumları geminin kenarından dışarı fırlattı, böylece sular bölündü. Nehrin ortasında kumlardan dolayı kuru bir yer oluştu. Neferkaptah sığ bölgede battı, akrepler ve yılanların olduğu demir kutu için ezbere büyü okudu. Yılanlar ses çıkardılar, akrepler öldürücü kuyruklarını salladılar. Ama kocamın büyüleri kuvvetliydi. Yılanlar zehir tükürürken dondular, akrepler öldürücü iğneleri ile ona ulaşamadılar. Demir kutunun etrafına çok geniş bir yılan sarıldı. Kocam korkmaz; bronz baltasından gelen bir vuruşla sersemledi ve yarıya doğrandı. Onun korkusu etrafını saran büyük yılanın çok kısa zamanda iki yarımının tekrar birleşmesiydi.

Neferkaptah zehirli tükürüğünden ürktü. Sarımı çok sıktığından yılan ona bir şey yapamadı. Kamasıyla kesmek için zamanlamayı ayarladı. Tekrar kocam yılanı tekrar ikiye keser, sargıları tekrar birleşir.
Neferkaptah, baltasını kapar. Üçüncü kez saldırıda bulunmaktan artık bıkar. Sargılara şiddetle vurur ve bir dakika içinde yılan hareketsiz bir şekilde yere serilir. Sargıları kopar ve acıdan kıvranır. Aniden bir ilham ile Neferkaptah, bir avuç dolusu kum toplar ve iki yarım arasına fırlatır. Yılan tekrar kendisini birleştirmek için çabalar. Fakat artık birleşemez ve yaratık çılgın bir sesle bağırır ve ölür. Neferkaptah ölen yaratığın vücudunu bir kenara doğru tekmeledi ve demir kapı zor bir şekilde açıldı. Papazın dediği gibi içinden bronz kutu çıktı. Kocam sabırsızlıkla; bronz, firavuninciri, abanoz, fildişi, gümüş kutuları yırtarak açar ve ince altın kutuya gelir. Kapağı kaldırır. Thot’un Kitabı ışıkta parıldar.

Ahwere durdu. Önünde bulunan masadaki papirüsü solgun parmaklarıyla aldı. Fakat gözleri kocasının yüzünün saklandığı maskeye takılıyordu. Neferkaptah, Thot’un Kitabı’nı okumak ve ilk büyüyü yapmak için cesaret gösterdi. Üstteki ve alttaki gökyüzü, dağlardan denizlere bütün yeryüzünü büyüledi. Hatta diplerdeki balıklar ve çöl tepelerindeki canavarlara kadar tüm canlı konuşmayı anladı. Bu kocam için yetersizdi ve ikinci büyüyü okudu. Korkunç bir güçle; tanrıları, güneşi, ayı, yıldızları gerçek formlarından görünce ürktü. O zaman Neferkaptah gemiye döndü. Nehirde bir büyü yaptı ve sular dağılmış kutuların üzerine taştı. Ama Thot’un Kitabı kocamın elinde güvendeydi. Coptos’a kürek çekmek için tayfa hazırlandı. Üç gün, üç gece durmadan aralıksız bir şekilde kürek çektiler. İsis’in tapınağının altındaki nehrin kenarında oturdular. Ne olduğunu anlayana kadar bir şey yemedim, içmedim. Yedinci sabaha kadar mumyalayıcılara baktım. Fakat sonunda krala ait olan bu gemi demirledi ve Neferkaptah kendini dışarı attı. Herkes birbiriyle kucaklaşırken, Thot’un Kitabı’nı görmek istediğimi söyledim ve o da kitabı elime verdi. İlk, ikinci ve kocamın gücünü okudum. O zaman Neferkaptah, papirüse Thot’un Kitabındaki kelimeleri kopyaladı. Yeni tomarı birada ıslattı, bir çömleğin içine ufaladı ve suda bunları çözdü. Suyu iki büyünün gücüyle birlikte içti. İsis tapınağına teşekkür ettik, oğlumuz Mrib ile tekrar kuzeye yelken açtık.

Kocam başarısından zevk almıştı fakat Neferkaptah akıllı biriydi ve çok sinirlendi. Thot tanrıların kralı Ra’ya acele gitti ve adalet istedi: “Mernebptah’ın oğlu Neferkaptah, kitabımın gizli yerini keşfetti.” “Koruyucuyu yok etti, yedi kutuyu açtı ve yasaklanmış büyüleri okudu.” Böyle suçlar cezalandırılamazdı. Bir yaldızlı tentenin altındaki güvertede üçümüz oturuyorduk. Ahwere’nin gözleri doldu, Mrib kulaklarını kapattı. Küçük erkek çocuğumuz, Neferkaptah ile oturduğumuz yerden kalkarak kanepeye oturdu. Mrib,  Nil Nehri’ni seyretmek için gemi parmaklığında eğildiğinde, Ra’nın bedduası tuttu ve onu su içine aldı. Birden çığlık attım ve tüm tayfalara bağırdım. Kocam tentenin altından koşarak geldi ve Thot’un Kitabı’ndan ikinci büyüyü söyledi. Mrib, Nil Nehri’nden yukarı yükseldi, geriye sırılsıklam saçları ve elinde parmaklık demiri kaldı. Thot’un öfkesini ve Ra’nın lanetini bize söylemişti. Hiçbir büyü Mrib’i koruyamadı, o çoktan boğulmuştu. Dudakları kapattılar ve oğlumuz ayak ucumda öldü. Mrib’in vücudu mumyalayıcılar tarafından hazırlanırken yetmiş gün boyunca, Coptos ve canlıya dönük soylu bir mezar hazırlanıldı.

Definden sonra, kuzeye doğru yelken almaya başladık. Neferkaptah, bana ilgi gösterdi fakat oğlum için kederli olduğumdan güverteyi gezmeyi tercih ettim. Mrib’in boğulduğu yere ulaşınca Ra’nın bedduası beni de vurdu ve ben de nehre düştüm. Kocam bana ulaşmadan, sular üstüme kapandı ve boğuldum. Neferkaptah ikinci büyüyü okur, vücudum yukarı yükselir. Ben ona Thot’un öfkesinden ve Ra’nın bedduasından bahsetmiştim ama benim ka’m batıya geçti. (öldüm – anlamına gelir)

Kocam, beni Coptos’a geri getirdi ve Mrib’in mezarına gömüldüm. Neferkaptah, kral gemisini Memphis’e doğru çevirdi. Kendine dedi ki: ”Eşimin ve oğlumun mezarına yakın olan Coptos’ta kalamam. Memphis’e geri dönerim, kralla konuşur, kız çocuk veya büyük çocuğunu almak istediğimi anlatırım. Tekrar Coptos’a geri dönemem.” Ben canlıyım ama onlar ölüydü. Keten bir şeritle Thot’un Kitabı’nı vücuduna bağladı. Sonra geminin parmaklıklarından denize sıçradı. Gemiciler korkudan çığlık attılar ama kocamın vücudunu bulamadılar. Gemi Memphis’e ulaştığında tayfalar, kralın iki çocuğuna bu korkunç haberi gönderdiler. Mahkeme yasa girdi. Kral’ın kendisi, Memphis halkı, Ptah’ın papazları limana geldiler. Kral gemisinin dümenini karıştırırken Neferkaptah’ın vücudunu gördü. Vücudu sudan dışarıya alırlar ve herkes üzüntüden ağlamaya başlar. Kral dedi ki:”Lanetli kitap, oğlumla beraber gömülmesine izin veriyor.” Neferkaptah’ın vücudu mumyalayıcılara verilir ve 70 gün sonra mezarlar içinde dinlenmek üzere yatırılır. Benden istediğiniz bu kitaptan dolayı ben mutsuzluğa sürüklendim. Thot’un Kitabı hayatımıza pahalıya patladı.

Setna, Ahwere’nin hikayesinden dolayı sallandı. Thot’un Kitabı’nın ışığı onu hayran bıraktı. “Bırakın kitaba sahip olayım. “ diye tekrarladı ve büyük bir kuvvetle onu alacağım. Bu durumda Prens Neferkaptah’ın mumyası kalktı ve maskenin arkasından bir ses geldi: “Setna Khaemwese, Ahwere’nin uyarılarını dinlemeyeceksen eğer, Thot’un Kitabını benden almak için yeterli büyün var mı? Veya dört havalandırma oyunu oynaya bilecek misin? Eğer kazanırsan Thot’un Kitabını sana ödül olarak vereceğim.” Neferkaptah’ın soğuk sesiyle, Anhurerau geriye doğru büzüldü. Eğer Setna oyunları kaybederse ne olur? O kardeşine gitmesi gerektiğini fısıldadı fakat Setna, Thot’un Kitabı’na bir adım daha yaklaştı. “Ben hazırım.” dedi.

Siyah ve fildişi kareleri havalandırma tahtası olan kanepeye yakın, altın ve gümüş parçaları ile ayarlandı.
İlk oyuna başladılar. Dokunmadan parçaları hareket ettirdiler. Setna usta bir oyuncuydu ama ölü prens de çok iyiydi. Neferkaptah, ilk oyunu kazandı ve bir büyü mırıldandı. Setna ayak bileklerine kadar yere battı. Anhurerau, kardeşini kurtarmayı denedi ama çok sıkı saplanmıştı. Setna ikinci oyunu da oynadı fakat onu da kaybetti. Neferkaptah, bu kez başka bir büyü mırıldandı. Bu kez Setna kalçalarına kadar yere battı. Üçüncü oyun başladı, Thot’un Kitabı onu tekrar hayata bağlayacak umuduydu. Kareleri karşıdan karşıya hareket ettirilen parçalarda defin odasında sessizlik oldu. Setna kurnazlık yaptı ama ölü prens onun zihnini okudu ve oyunu yavaşça kaybetti.  Neferkaptah üçüncü büyüyü mırıldandı, Setna çenesine kadar toprağa battı. Gözleri ve dudakları hariç hiçbir şey hareket edemedi. Setna, Anhurerau’ya çılgınca fısıldadı. “Mezardan kaç! Ptah’ın Muskaları’nı, sihirli kitaplarımı alıp getir ve firavuna git! ” Dördüncü ve son oyun başladığında, Anhurerau geçit boyunca geri kaçtı. Gün ışığında korkunç şeyler görmeye başladı.

Mezarlardan birinde, sinirli işçiler korkmuştu.  Firavunun olduğu yere doğru koştular. Ramses’in hikayesini söylerken:” Acele et oğlum, Setna güç muskalarını ve sihirli kitapları aldı.” Anhurerau, kolunun altındaki büyük tomar halindeki Ptah’ın muskalarıyla acele etti. Defin odasındaki gümüş parçalar, altınlardan sayıca daha fazlaydı. Setna dördüncü oyunu da kaybetti. Zaten dudakları, burnu, gözlerini kapatan yeryüzü ona son oyunu oynamıştır. Setna, oyunu kazanmaya değil, dehşetli anı geciktirmeye uğraşıyordu artık. Nihayet geldi. Neferkaptah, kazananı hareket ettirdi, dördüncü büyünün kelimeleri maskenin arkasından geldi. Setna, koşan ayak sesleri duyduğunda, merhamet etmesi için ağzını açıyordu. Defin için acele edilen Anhurerau, erkek kardeşi ve Ptah’ın muskaları daima başında durur. Hemen Ptah’ın gücüyle, ölü prensin büyüsünden Setna serbest kaldı. Sallanan kitap yere düştü ve gasp edildi. Setna ve kardeşi defin odasından kaçarlar. Anhurerau, meşaleye gerek duymadan arka arkaya yürümeye başladılar. Sıkıntılı definde Ahwere ağlayana oda verir ve Mrib ona yapışır. Karanlığın kralına selamla, fısıldadı. Neferkaptah, kitabın kelimelerini okuyup, içti. İki prens mezardan çıkına işçiler zımpara ile düzelttiler. Firavuna her şeyi anlatmadan önce Setna acele etti. Ramses , mezarı göründü. Eğer oğlun akıllıysa Thot’un Kitabı sana derhal gelecek. Setna dinlemiyordu. Eski zamandan kalma yazıyı okumak için kaç gündür öğrenmeye çalışıyordu. Bir sabah Setna, ilk büyünün kelimelerini düşünerek, Ptah’ın tapınağının avlusunda dolaştı. Aniden hizmetçiler ve uşaklar ile birlikte tapınağa yürüyen bir kadın gördü. Nefis çarıklarıyla, mavi-siyah örgülü saçlarıyla Setna’nın şimdiye kadar görmediği en güzel yaratıktı. Aniden göz göze karşılaştılar. Devekuşu yelpazesiyle havalanıyordu. Yüzü yelpazenin arkasında olduğundan gözükmüyordu.

Kölelerinden biri Setna’yı çağırır ve “Bu kadını görüyor musun ? Kim olduğunu anla!” Erkek çocuk, geri dönene kadar tapınak geçidinin gölgesinde sabırsızlıkla bekledi. Lordum, hizmetçileri, Lady Tabube, Anktawy’nin Bastet’in Peygamberinin kızı bana söyledi. Ptah’a dua etmek için buraya gelirler. “Geriye git! Setna Khaemwese’nin size gönderdiği hizmetçilerinden biriyle konuş. Tabube diğer avluda Ptah’ın heykeli için şaraplar ve çiçekler hakkında öneriler hazırlıyordu. Hizmetçi hanımının bu hareketine çok kızmıştı ve fakir esirde parmaklıklara saldırır. Tabube büyük sıkıntıyla konuyu sordu ve mesajı erkek çocuğa tekrarladı.
Tabube sinirli değildi. Setna Khaemwese’ye şöyle dedi:” Ben dinsel törenleri yöneten ve en yüksek derecedeki kadınım”. “Benimle tanışmak istiyorsa Bubastis’teki evimi ziyarete gelmelidir. Ben onu orada eğlendireceğim.” Erkek çocuk olayları efendisine anlatmak için acilen geriye döndü ve Setna hoşnut edildi.
O eşi, ailesi ve Thot’un Kitabı hakkındaki her şeyi unutur. Tabube ve ileri zamanda gideceği Bubastis’ten dolayı hiçbir şey düşünemiyordu. Akhtawy’nin Bastet’in Peygamberi’nin evini kısa zamanda bulur ve bahçede bekler. Setna incir ağaçları korusu boyunca yürüdü ve bir üzüm ağacı çardağında oturdu. Tabube hakkında düşünüyordu.

Aniden baktı ve Tabube oradaydı. Tabube saydam çarşaflı yapışkan elbisesini giydi. Tabube’nin göz kapakları malakit yeşili, kirpikleri rastıkla koyulaşmış, saçı nilüfer çiçeği kokuyordu. Setna’ya işaret edip, evdeki üst odaya çağırdı. Zemin cilalı lapisten, duvarlar turkuvaz kakma işlemeliydi. Siyah kanepeler yumuşak çarşafla kaplıydı. Masa nar tabakları ve şarapla düzenlendi. Tabube, Setna’yı alt yanına çekti. Tabube meyveler sundu. Setna yemek için heyecanlandı. Tabube kuvvetli kırmızı şarap boşalttı ve birlikte içtiler.
Setna onu öpmek istedi fakat Tabube şöyle dedi:” Ben dinsel törenleri yöneten ve en yüksek derecedeki kadınım”. Sen benle evlenemezsin, sen bir hiçsin. Bir sözleşme hazırlayalım”. İki şey Setna’nın aklını çeldi. “Yazıcı gönder.” dedi Setna. Derhal sözleşmeyle birlikte bir yazıcı geldi. Setna’nın tüm mal varlığını yeni hanımına yaptı. Yazıcı ayrıldıktan kısa bir zamanda hemen imzaladı ve Setna Tabube’yi tekrar öpmeyi denedi ama geriye çekildi Tabube. “Çocuklarınız sözleşmeyi kabul etmedikçe geçerli olmayacaktır. “ “Onlar şimdi alt katta. Bizim evlilik sözleşmemizi imzalamaları için onlara göndereceğim”

Setna kuvvetli şaraptan dolayı sarhoş oldu ve Tabube’nin eşsiz güzelliğini düşündü. Setna küçük kızlarını uysal yetiştirdi ve sözleşmeyi imzaladılar. Onların mal varlığı soyulmuştu. Onlar gittiğinde Setna bir kadeh daha şarap içer ve Tabube’nin belini kollarıyla sarar. Tabube, Setna’nın kollarından kurtulur ve allı yanaklarında bir gözyaşı parlar. Tabube:” Eğer beni gerçekten severseniz, öldürülen çocuklarınıza sahip olacaksınız.” “Ben eminim ki, onlar evliliğimize itiraz edecekler, mutsuz olacağız.” Setna, Tabube’nin gözlerinin içine baktığında hiçbir şey onu reddettiremedi. Öldürülmeleri için kız evlatlarını sıraladı ve pencereden avluya atıldılar. Güzel Tabube ile içerlerken, onların vücutları kedi ve köpeklerin sesini duydu. Tabube Setna’nın boynuna kollarını koyar ve onu öper. Aniden Tabube’nin dudakları çığlıkla açıldı ve Setna kendisini tozlu bir yolun ortasında çömelmiş olarak buldu.

Tabube ve evi ortadan kaybolmuştu. Setna korkunç bir şey olduğunu fark etti. Tozda inledi, feryat etti ve yerde süründü. Fakir Setna, siyah sandalyeyi taşıyan dört Libyalının yaklaştığına dikkat etmedi. Sandalyede oturan bir adam, görkemli elbiseler ve kıymetli mücevherlere sahipti. O, Setna’nın kötü durumda eğlenen biri gibi geldi. Prens Setna Khaemwese böyle bir durumda burada ne yapıyor? “Bunu bana Neferkaptah yaptı” dedi. “Çocuklarıma ve hoş kızlarıma sahip oldu”. Krala ait olan yabancı gülümsedi. “Memphis’e geri git. Firavun mahkemesinde emin sesinle konuşursan kız evlatlarını bulacaksın.” Setna kulaklarına zorlukla inanabildi. “Tüm bunlar bir hayal mi?” Krala ait yabancı,  kirli giysileri toplamak için yeleği Setna’ya veren esirlerden biri başına eğildi ve “Memphis’e geri dön. Çocukların güvendedir.” diye tekrarladı. Yabancının sesinde bilinen bir şeyler vardı. Ama Setna, yabancı ve Libyalılara teşekkür edemeden gözden kayboldular.
Setna, Memphis’e geri dönmek için acele etti. Eşini, kız çocuklarını kucakladı ve onlar güvende ve iyiydiler.
Daha sonraki gün işçiler Neferkaptah’ın mezarını tekrar açtılar. “Büyümün şiddetindendi.” Dedi. “Ailemin kaslarını sakladım fakat yorgundu. Coptos’tan onların bedenlerini bana getir, gerçekten birleştireceğim.” Setna mezardan ayrıldı ve dediklerini firavuna söyledi.

Ramses , güneye seyahat için gemi düzenliyordu. Setna, Isis tapınağının papazları tarafından selamlandığı Coptos’a ulaştığında, tanrıça Horus ve oğluna öküzler, kazlar ve şarap takdim etti.
Sonraki gün, Mrib ve Ahwere’nin mezarlarını aramak için Isis’in Baş Papazı ile birlikte Ölüler  Şehrine gitti.
Mezarlar arasında üç gün harcadı. Eski zamandan kalma taşlar ve yazıtlar buldu ama onlardan hiçbiri Neferkaptah’ın ailesiyle ilgili değildi. Mezarları araştırdı ama bulamadı. O sırada bir dağ eteğinden gelen çok eski bir papazı selamladı. “Prenses Ahwere ve oğlunun yeri hakkında bir şey hatırlayabilir misiniz?” Yaşlı adam mahsustan  düşünür gibi yaptı ve dedi ki:” Benim babamın büyükbabasının büyükbabası bir kez, babamın büyükbabasına söyledi ki; Ahwere’nin mezarı Baş Papazın evinin sol köşesindedir.” Setna şüphelendi. “Gerçekten doğru söylediğinize nasıl inanabilirim? Belki Baş Papaza bir kininiz var. Onun evini yıkmamı görmek ister misiniz?” “Evi yıkarken bir esiri sakla.” deyince yaşlı adam tebessüm ederek cevapladı.
“Eğer mezarı bulamazsanız beni öldürün”

Setna, Baş Papazın evini yıkması için adamına emretti. Eski bir mezar buldular. Derin şaftın dibinde Mrib ve Ahwere’nin tabutlarını buldular. Setna gemisine onları saygılı bir şekilde yerleştirdi. Adamına Baş papazın evini tekrar inşa etmesini söyledi fakat yaşlı adam ona bahşiş vererek yolladı. Esir de ortadan yok olmuştu.
Setna kimin yaşlandığını anladı. Setna kuzeye doğru yol aldı, Memphis’e ulaştığında, bütün saray krala ait olan ölüyü şereflendirmek için limana geldiler. Ahwere ve Mrib’in tabutları, Neferkaptah’ın defin odasına taşındılar ve aile toplanmış oldu.

Ölü prensin mezarına başka kimse giremedi ve Thot’un Kitabı artık okunmadı.