ALTIN MUMYALAR VADİSİ “BAHARİYE”

Altın Mumyalar Vadisi, Mısır Batı Çöl’ündeki Bahariye Vadisi’ndeki çok büyük bir defin merkezidir ve 1996 yılında Dr. Zahi Hawass tarafından keşfedilmiştir. Hawass ve Mısırlı araştırmacı grubu çeşitli zamanlarda burada 250’den fazla mumya bulmuş ancak 10,000’den fazla yapılmış kazılara göre bunun sayısı daha da fazladır. Bölge, Greko-Romen Mısır’ı zamanda Büyük İskender tapınağının yıkıldığı da bulunmuştur. Bazı Mısırbilimciler Bahariye’den Yunan fatihinin geçtiğine inanırlar. Greko-Romen nekropolü, Altın Mumyalar Vadisi olarak bilinen bölgenin kazılarına 1996 yılında başlanmıştır. Yaklaşık olarak bu alandan şimdiye kadar 34 mezar bulunmuştur.

Bahariye Mumyaları Bulunuyor

1996 yılında başlanan kazılarda Bahariye Vadisi’nde eşeğe binen bir muhafızın eşeğin bacakları bir delikte tökezlemiş ve bu toprak parçası açığa çıkmıştır. Sonunda arkeologlar, mimarlar, restoratörler, mühendisler takımı bugüne kadar Mısır’da geniş çaplı bir kazı işine başlamışlardır.

Dört çeşit mumya açığa çıkarıldı:

Mumyalar, çok zayıf bir altın tabaka ile kapatılmış;

Mumyalar, tanrı ve tanrıça sahneleriyle kaplanmıştır. Örneğin; Osiris, Isis ve Horus’un dört çocuğu ve Tanrı Toth, Anubis gibi mumyalanmıştır. Bütün tanrılar yargıyla bağlanmıştır;

Mumyalar, insana benzer tabutlardadır. Bu tabutlar, insan yüzü şeklindeki çömleklerden yapılmış ve ketene sarılmıştır.

İlk kazılarda açıktaki dört mezardan iyi derecede çıkan 105 mumyadan anlaşıldığına göre bu dönem zamanının insanlarının zengin olduklarını gösteriyor. Mumyaların yanında el yapması işçilikler bulunmuştur. Örneğin, çömlekten yapılmış ağlayan kadın heykelleri. Diğer el yapımı işçilikler, eğlence ve zevkin cüce tanrısı, Tanrı Bes şekilli çömleklerde bulunmuştur. El yapımı olarak bilezikler, küpeler ve paralar da bulunmuştur.
Mumyalanmış bir bayanın kafası, kocasına doğru aşk ve sevgiyle dönmüş haldedir. Bazı mumyalar bir aile grubu gibi gömülmüştür. Bir kadının kafasındaki taçta 4 dekoratif çizgili kırmızı bukleler vardı. Tacın altındaki saç stili Terracotta heykellerininkini andırıyordu.

Dekoratif sahneler bize ölünün yargı şeklini göstermektedir. Bu sahnelerde görülür ki, tanrı Osiris tahtta oturur. Anubis ise ölünün kalbini, Maat’ın tüyü ile terazide tartmaktadır. Bu arada Thoth ise tartma işlemlerini ve raporlarını Osiris için kaydetmektedir.

Anubis, mumyalar üzerinde önemli bir rolü çeşitli yollarla resmetmiştir. Birincisi, yargı sahnelerinde doğrulanmış rolüdür. — kalbi, tüyle kıyaslayarak ölçme işlemi. İkincisi, mumyalamadaki performansıdır. – tekrar doğmak için basit bir durumdur. Anubis ölenin vücudunu korur ve tekrar dirilmesi için ona yardım ederdi. Bu yüzden tabutların üzerindeki çizimlerde Anubis resimlerini buluruz.

Açılmış mumyalardaki porselen kutular veya sarılmış keten bezlerine mezar hırsızları dokunmamış halde bulunmuşlardır. Mumyalar ince katmanlı altınla kapatılmış ve alçıtaşı maskeler giydirilmiştir. Pahalı yaldızlı ölüm maskeleri, gerçek insanların doğal yüzlerini tarif ederlerdi.

Taşların içine oyulmuş küçük mağaralarda sıkıca sarılmış olan mumyalar, ölüm işleriyle uğraşan sanatkârlar tarafından renkli sahnelerle boyanmıştır. Bir maskede, eski Mısır tanrılarına insanların davranış şekilleri gösterilmiştir. Bir diğer Horus işaretli taçta ise, yaşayan kralların önemli tanrıları bulunmaktadır.

Boyanmış ölülerin bazılarına bakıldığında davetsiz gelen kişiler yoktu ve bunlara 1000 yıllık dönem boyunca da el sürülmemiştir. Bir köşede kadın kocasının yanında ve kadının yüzü sevgiyle kocasına doğru dönmüş durumdadır.

Erkek, kadın, çocuk ve bebek familyaları ölüm zamanı birliktedir, bazıları gösterişsiz şekilde sarılmış ve mumyalanmıştır. Fakat bazıları kartonaj ile korunmuş, bazıları dayanlıklı keten ve papirüs mukavvalarla ve sıvayla kaplanmıştır. Yüzleri boyanmış ve yaldızlı yelekler giydirilmiştir. Bunların üzerinde de karışık dini sahneler resmedilmiştir.
Her bir maske farklıdır. Tuğla renkli tabutların üzerinde yüzleri boyalıdır. Sadece vücutları değil ölünün saç stilleri bile korumaya alınmıştır.

Mumyaların birinin yüksekliği yaklaşık beş feet’tir. Bu bayan mumyası, dört dekoratif kırmızı kıvırcık çizgili yaldız kaplamalı tacı vardır. Araştırmalar halen daha da devam etmektedir.

MUMYALAMA

Bahariye Vadisi

Bahariye Vadisi, 2000 km2’den fazla alanı kapsayan bir çöküntü içinde yer alan, demirli kuvarsit ve bazalttan oluşan siyah tepelerden çevrilidir. Köyler ve ekili arazilerin çoğu 50 metre yükseklikteki Misrah Dağı’nın üzerinden görülebilmektedir. Bu büyük kum tepesi eski yerleşim yerlerini yutma konusunda tehdit etmektedir. Bu vadi, Firavunlar Çağı’ndaki büyük bir tarım merkeziydi ve Orta Krallık zamanının şarabı ile de çok ünlü olmuştu. 4.yy zamanında Roma egemenliği ve sert kabilelerin bu alandaki yokluğunda vadi yok olmaya doğru gitmiştir.

Zamanla Bahariye Vadisi farklı isimler aldı: Kuzey Vadisi, Küçük Vadi, Zeszes, Vadi Parva ve özellikle Hıristiyan egemenliği zamanında da al-Bahnasa Vadisi olarak anıldı. Zamanın birinde Bahariye Vadisi bir dinlenme yeriydi ve günümüzde de Batı Çölü ya da Libya Çölü olarak da adlandırılır. MÖ 3000’li yıllardan günümüze kadar bu bölge neredeyse hiç yağış almamıştır. Bu yüzden burada yeraltı suları yaşam kaynağıdır.

Bahariye Vadisi’nde bulunan taştan yapılmış aletlerin kalıntıları, Eski Taş Çağı gibi erken dönemde buralarda bir yerleşimin olduğunun delilleridir. Gerçekten de bu vadide bilim adamları yürürken bile kumların üzerinde tarihöncesine ait bıçaklar ve baltalar gözlerine çarpmıştır.

Ancak küçük kazılar Vadi dışında yapılmıştır. Bu kazılarda geçen yıllar zamanında olduğundan Mısır’ın Orta Krallık zamanından öncesine kadar olan bahariye Vadisi hakkında çok fazla bilgi yoktur. Buradaki bilgilerin çoğunu 20. yy Mısır bilimcisi Ahmet Fakhry’den biliyoruz. Ahmet Fakhry Vadi’de uzun çalışmalar yapmıştır.

Eski Krallık zamanında Bahariye Vadisi’ne aynı Dakhla’daki gibi vali ataması olduğu da mümkündür. Fakat buna delil olacak bir argümana rastlanmamıştır. Batı Çölü’nde yaşamış Tjehenu diye adil, mavi gözlü ve sarı saçlı birini biliyoruz. Ancak Bahariye Vadisi’nin gerçekte Nil Vadisi ve Libya’dan Bedouins’den gelen karışık insanlar topluluğundan oluştuğu bilinmektedir. O zamanki delillere göre bu Vadi’nin şimdikinden daha büyük olduğu görülüyor. Ancak Hanedanlık öncesi, İlk Hanedanlık veya Eski Krallık zamanına ait deliller bugüne kadar gün ışığına çıkarılmamıştır.

Orta Krallık’ta Bahariye, Zeszes olarak bilinirdi ve Mısırlı kralların kontrolünde değildi. Bu periyottan kalma Bahariye’de sadece bir skarab (Senusret adı yazılı) bulunmuştur. Belgelenmiş kanıtlarda ise Amenemhet ve Senusret II Vadi’nin önemine dikkat çekmişlerdir. O zamanlarda geniş tarımsal ürünler, toprak ağalarına geniş evler, yakalanan yağmacılar için askeri garnizonlar vardı. Tarım, şimdi olduğu gibi o zaman da toplum için önemliydi. Vadi’deki şarap ise önemli bir materyaldi ve Nil Vadisi’nden eşek karavanlarıyla 2 farklı rotadan giderlerdi.

Ancak 15. Hanedanlık zamanında Mısır, Hiksos krallarının egemenliği altındayken, ticaret yolları güvensizdi ve Vadi ile olan ticarette sessizlik vardı. Kral Kamose (Djesdjes olarak da adlandırılır) olduğu zaman, Vadi’ye ait sadece bir tek yazı bulundu ve bu yazı da “dinin ünlü şarabı” kelimesidir.

Mısır bilimci Fakhry’ye göre Tutmosis III zamanında, çoğu ilerlemeler bu Vadi’de yapılmıştır. Yeni su kuyuları yapılmıştır. Hanedanlığı zamanında göze çarpan da nüfusun artmasıdır. Bu zamanda Vadi, Thinis (Abydos)’in kontrolü altındadır ve vergi ödemişlerdir. Burada Rekhmire’nin (Tutmosis III’ün veziri) özel mezarında bunlara ait görsel kanıtlar vardır. Bir sahnedeki tasvirlerde; Vadi insanları çizgili etek giymişler, hasır üzerinde sunulan hediyeler, şarap ve postlar.

Ancak Vadi’nin görünüşe göre bir valisi vardır ve bu vali Bahariye’nin yerlilerindendir. Vadide şimdiye kadar keşfedilmiş en eski mezar olan Amenhotep Huy’a “Kuzey Vadisi’nin Valisi” ünvanı verildiği görülmüştür. Mezarın tarihi ise, 18. Hanedanlık sonu 19. Hanedanlık başlarıdır. 19. Hanedanlık Yeni Krallık zamanında Bahariye Vadisi çok önemliydi çünkü burası maden deposuydu. Çok az bile olsa bugün demir cevheri madenciliği canlı şekilde devam etmektedir. Luksor’daki Amun Tapınağı’ndaki Ramses II, Bahariye’yi maden yeri olarak göstermiştir. Tabii ki tarım ürünleri de Vadi için önemlidir. Tarım ürünleri olarak; üzüm, hurma, incir, canlı hayvan ve güvercin.

Ramses II’nin oğlu Merenptah zamanına kadar Mısır, Libya saldırılarından acı çekmiş ve Bahariye de bu zaman zarfında oldukça acılar çekmiştir. Ramses III Libyalıları yenmiş ve çölün bazı bölgelerini geri almıştır. Ancak III. Ara Periyot’tan ziyade özellikle Son Periyot’a kadar Bahariye büyük bir Mısır başkenti gibi yeniden doğmuştur.

Shoshenq I ile Shoshenq IV arası, 22. Hanedanlık Libya egemenliği altında kurulmuş ve Vadi’de ilginç şeyler görünmüştür. Gerçekten de Farafra ve Bahariye Vadisi Libyalılar tarafından ilk ele geçirilen yerlerdi. Bölgeyi geliştirmişler, devlet dairelerini düzenlemişlerdi. Bu zamanlara air bir memur adını bilmekteyiz. Bu memur Weshet-het isimli biridir ve ünvanı ise “Üstün Libyalı Şef” tir. Bu kişi muhtemeln valiydi ve Arcawa adını kullanıyordu. Çoğu antik yapıtların da bu devirden kadlığını biliyoruz.

25 ve 26. Hanedanlık’a kadar Bahariye Vadisi, önemli tarım ve ticaret merkezi olarak büyük gelişme sağladı. Özellikle 26. Hanedanlık, Bahariye bölgesine yerli halktan valiler yerleştirmişlerdir. Abidos’a rapor verdiler ve Vadi’nin başından sonuna kadar bir tek vali durmuştu. Ahmose II (MÖ 570-526) zamanında, Bahariye Vadisi’nin önemi tamamen anlaşılmıştı. Batı Çölü’ne Yunan ve Libyalılara karşı Mısırlıları savunma amaçlı askerler göndermiş ve Vadi’yi akıllıca korumak istemiştir. Bu başarısından dolayı El-Bawiti yakınlarındaki Ain el-Muftella’nın çeşitli şapellerinde iki tapınak dikilmiştir. Bu tapınaklar Mısır’ın Pers periyodu zamanında da süslenmiştir.

Pers periyodu zamanında Nubyalılar ve Asurlular tarafından bazı böşümler kontrol altına alınmış, Bahariye Vadisi’nde askeri bir garnizon kurulmuştu. Bazı antik yapılarda Romalılara ait olduğundan sorumluluk almışlar. Büyük İskender’in Mısır fethini durduramamışlardır.